
Favori gapingvoid’erimden..
Paylaşmak istedim..
Kısa, öz ve çok anlamlı..
Daha fazlası için http://www.gapingvoid.com/


Favori gapingvoid’erimden..
Paylaşmak istedim..
Kısa, öz ve çok anlamlı..
Daha fazlası için http://www.gapingvoid.com/

Centrum isimli toplantı hizmetleri sunan bir firma “ fikir üretim paketi “ adında bir hizmet sunuyor.
Hizmetin amacı yaratıcı ve yeni fikiler üretmek için ideal ortamı yaratmak.
Özel dekor, mobil oturma grupları, farklı aydınlatma seçenekleri, yazı tahtası haline getirilmiş duvarları vb.. ile konforlu ve değişken bir mekan yaratılmış.
Ayrıca çok iddialı bir hizmet sunuyor ve fikir üretemeyen konukların salon ücretini iade ediyor.
Hizmeti ilk okuduğumda oldukça yaratıcı bir fikir gibi gelmişti ancak kendimi böyle bir ortamda fikir yaratmaya çalışırken hayal ettiğimde çok da sonuç verici olmayacağını düşündüm.
Talebin adı üstünde işte; fikir yaratmak.
Fikrin gelmesi lazım ve bu bence doğaçlama bir süreç..
Fikir yaratmak amacıyla bir odaya konulan bir grup insan mutlaka kendini fikir yaratma baskısı altında hissedecektir..Bu baskı altında da gerektiği ve beklendiği kadar yaratıcı fikirler gelişmemesi yüksek bir ihtimal..
Amaç mevcut durum değerlendirilmesi yapmak olmadığı sürece ben daha az zorunluluğun hissedileceği ortamları tercih ve tavsiye ederim.. Hatta kesinlikle daha havadar, belki deniz kenarı ortamları..
Kişiler ve kurumlar için değişim zorunlu, gelişim ve yenilik ise isteğe bağlıdır.. Önemli olan bireylerde bu isteği yaratabilmek..
Fikir gelecekse her ortamda gelir, bu amaçla özel mekan yaratmaya veya kiralamaya gerek olmadığını düşünüyorum.
Fikir yaratmak isteyen insanlara uygun platform hazırlansın, fikirlere değer verilsin ve bu sayede istek yaratılsın yeter…
İşte o zaman gel fikrim gel J

Eylülce’nin yazısını okuduğumda son 2 yıldır tüm kurumların ağzına sakız olmuş ” innovasyon ” uygulamasınının terim olmaktan çıkıp uygulamaya geçirilmesi konusunda yaşanan zorlukların sebepleri ile yine yüz yüze geldim..
Özellikle de kurumsal hayatta üst düzey yöneticilerin hiç bir yere gitme niyetinin olmadığı ülkemizi düşünürsek..
Yazıya yaptığım yorumu burada da yinelemek istedim ;
” Kesinlikle katılıyorum..
Bireysel olarak koşmaya çalışsanız da yanınızdakiler ve yöneticileriniz yürüyorsa onlara tökezleyip yavaşlamanız, finish çizgisine varamamanız hiç şarşırtıcı olmaz..
Ama koşmaya devam..”

Değişimden bu kadar bahsetmişken satış yapmaktan, satışçı yetiştirmekten ve onların performanslarını arttırmak adına çalışmalar – araştırmalar – konuşmalar yapmaktan sıkıldığımı farkedip buna çare bulmak adına satışla ilgili ilk günlerime geri dönmek istedim..
Ve satışla ilgili temel kavramların, yöntemlerin tekrar üzerinden geçmeye karar verdim..
Satışçı olunur mu, yoksa doğulur mu ? ikilemine düştüm yine..
Satış; sadece kişisel başarı, uygulanan taktikler, satış eğitimlerinden alınan bilgilerin uygulamaya geçirilmesi değildir.
En iyi satışçının bile satışı yapılacak ürün, satış yapılan ortam, satış yapılması planlanan müşterinin ruh hali..vb nedenlerle kapatamayacağı satış olacaktır.
Önemli olan nokta tüm unsurların uyumlu bir şekilde bir araya gelebileceği ortamı yakalamaktır.
Bu ortamı yaratmak ise standart bir konuşma metni ve taktik dizisi oluşturmakla değil durumsallığa dayanan ve doğaçlama olarak geliştirilebilecek stratejilerle mümkün olabilecektir ki bu da zamanla kazanılan deneyimin sonucudur.
Çoğu satış elemanı bu ortamı yaratmak yerine satış kapatma derdine düştüğünden genellikle müşterilerin karşılaşmak istemedikleri, kaçtığı insanlar haline gelmiş ve bunun sonucu olarak da başarısızlıkla başbaşa kalmay mahkum olmuşlardır.
İyi bir satışçının gerçekten hep söylendiği gibi aynı zamanda iyi bir psikolog, avukat, danışman ve oyuncu olması gerekiyor.
Kurallar sadece işin bir parçası olsa da kendime de hatırlatma olması amacıyla başarılı satışı sağlayan temel kuralların üzerinden geçmek istedim.
Bilmenin yeterli olmadığı ve mutlaka uygulanması gereken noktalar..
- Satışta ilk gününüz gibi davranın ; meraklı hevesli ve pozitif olun
- Az konuşup çok dinleyin ; görüşmenin odağından sapmamak ve en önemlisi görüşme süresini gereksiz uzatıp vakit kaybetmemek adına kendiniz, ürününüz, hizmetleriniz hakkında fazla konuşmayın. Bunun yerine dinleyip müşterinin ihtiyaçlarını doğru belirlemeye bakın..
- Empati yapın..
- Sorulara net cevaplar verin ; kısa ve doğru cevaplar vermek müşteride güven uyandırmak ve güveni sağlamak adına çok önemli.Cevap konusunda net değilseniz yanlış bilgi vermek yerine yanıtı öğrenip müşteriyi daha sonra doğru bir şekilde bilgilendirin, eveleyip gevelemek olmazzz !
- Sorularla satış yapın : müşteriye bol bol soru yönelterek aldığınız cevaplarla ihtiyacı net bir şekilde belirleyip ürünün ihtiyacı karşılayacak özelliklerini ön plana alın. Satış hızlanmış ve kolaylaşmış olacaktır.
- Satışı hayata geçirin ; yapmış olduğunuz görüşmenin muhabbete dönüşmemesi çok önemli.Buna meyilli ortamlarda karşınızdaki müşteriyi mutlaka konuşmanızla yeniden satın almaya hazırlayın
- Her an satış için doğru an olabilir ; satışın mutlaka görüşme sonundan kapanmasına gerek yoktur, aksi durum – almaya hazır müşteri olabilir. Müşteri ikna olduğunda görüşmeyi daha fazla uzatmadan satışı tamamlamaya bakın, vakit uzadıkça müşterinin kararı değişebilir.
- Sonuca odaklanın..
- Gülümseyin :) ..

” Binlerce kilometrelik bir yolculuk atılacak tek bir adımla başlar.. “
Lao Tzu
Bugünlerde değişimle ilgili inanılmaz bir istek var içimde…
Sanırım bu değişim isteği yeni bir ofise taşınmamız ve adaptasyon sürecinde yaşadığım arayışlarla ilgiliydi.
O kadar tuhaf bir duygu ki ne yeni ofise adapte olabildim tam olarak ne de eskisine ait hissediyorum kendimi..
Bu duyguları yaşarken daha da radikal değişiklikler yapasım geldi ; iş mi değiştirsem, çok uzun zamandır hayalini kurup cesaretlenmeyi beklediğim girişimcilik ruhumu mu ateşlesem yoksa her ikisini birden mi yapsam ??
Beğenmediğim rolleri değiştirmenin elimde olduğu düşüncesi beni çok kamçılıyor bazen..
Alternatif denemeler ve değişiklikler yaşamakta fayda olduğuna her zaman inanan ancak cesaret – mantık ikilemi arasında yaşayan biriyim genelde..
Denemeler, tökezlemeler, tekrar ayağa kalkıp adım atma çabaları büyütür, olgunlaştırır, ileri taşır insanları.. Ve bu adımları ne kadar sıklaştırırsak başarıya ve kişisel mutluluğa o kadar yakın oluruz. En azından denemeleri gerçekleştirecek cesareti toplamış, başaramamış olsak da içimizde kalma duygusunu ve ” acaba – keşke “leri azaltırız.
Sınırlarımızı zorlayıp çemberimizin ( konfor alanımız ) dışına çıkmadıkça çemberimizin çapı hakkında bilgi sahibi olabilirmiyiz ?
Bilgi, tecrübe, yetenek vb..sahip olduklarımıza hakim olabilirmiyiz ?
HAYIR..
Değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul edip değişime gönüllü olarak yürümeli, mantığımız devredeyken hayallerimizi gerçeklerle boğmamalıyız..
Hadi herkese biraz cesaret..