h1

“Uygunsuz Gerçek”mi ? Al Gore mu ? yoksa Sunum Tekniği mi ?

Mart 30, 2007

 

Önceki hafta “ Uygunsuz Gerçek” filmini tekrar izledim, yoksa belgesel mi desem ??

İkini kez aynı heyecanla izleyecek, hatta ertesi gün ofiste çevre duyarlılığı konusunda neler yapabileceğimi insan kaynakları ile paylaşacak kadar etkilendim bu sunumdan..

Öncelikli sebebi günümüzün en hit konularından olan “ küresel ısınma “ yı son derece açık ve gerçekçi sebep – sonuç ilişkileri ile göz önüne sermesi.. Ancak Al Gore’un ve sunum tekniğinin başarısını da göz ardı etmemek gerekiyor..
İşte bu noktada olay Uygunsuz Gerçek mi ? Al Gore mu ? yoksa Sunum Tekniği mi ? diye düşünmeden edemedim..

• Gore sunuma çok ince bir ironi ile başlıyor ve kendini “eski müstakbel ABD başkanı “ olarak tanıtıyor, izleyenleri tekrar o günlere götürüyor ve gülen seyircilere yine alaycı bir ifade ile bunu komik bulmadığını ifade ediyor..Bu noktadaki samimi davranışları ve itirafı ile izleyicilerle yakın bir ilişki kurarak maça 1 – 0 önde başlıyor.

• Gore sunum konusu ile kendini ve çalışmalarını övüp başkalarını yermekle belgeselin pek çok noktasında olaya popülist yaklaşıyor, hatta bazı noktalarda seçim propagandası edası taşıyan görüntü ve sözleri dahi var ancak ana malzemesi içine bu görüntü ve sözler öyle bir şekilde yedirilmiş ki izleyenleri rahatsız etmiyor.

• Sunum bilimsel veri – terim ve grafiklere dayandığı için zaman zaman izleyenleri yorabiliyor ancak bu noktalarda Gore kendi hayatından kısa bilgiler vererek ve görüntüler kullanarak bilgi yüklemelerinden sonra seyircilere nefes aldırıyor.

• Sunum, bilimsel araştırma sonuçları, grafik – resim vb.. resmi belgelere dayandığı için her noktasıyla fazlasıyla inandırıcı, insanın kafasında acaba ? sorusuna izin verilmiyor.

Ve son olarak çevre kirliliğinin – küresel ısınmanın – en büyük sebebinin daha fazla para kazanma amaçlı oluşan sanayileşme olduğuna, bu sanayileşmenin dünyayı yaşanması daha zor bir noktaya taşıdığına ancak yaşanacak bir dünya olmaması durumunda kazanılan paranın bir işe yaramayacağını söyleyerek öldürücü darbeyi vuruyor..Bu denklem tüm izleyenlerin çok net anlayabileceği bir ifade..

Sunumun sonunda bireysel olarak yapabileceklerimizi açıklayan yazılardan çok etkilendim ve uygulamaya çalışacağıma dair kendime söz verdim..

Bireysel olarak ne yapabileceğinizi öğrenmek isterseniz http://www.climatecrisis.net/pdf/10things.pdf linkinden faydalanabilirsiniz..

Unutmamak lazım bu bizim dünyamız ve iyileştirmek yine sadece bizlerin elinde..

Daha yaşanası bir dünya dileğiyle…

h1

Yalın ayak yere basmak istiyorum…

Mart 15, 2007

 

21 Mart’a şurada ne kaldı ki ? 6 gün…

21 Mart ne mi ? Kuzey yarım kürede ilkbahar ekinoksunun yaşandığı, yani resmi olarak baharın geldiği gün..

Bu sene ne olur bilemem..Baharların Şubat ayında açtığı ve Mart ayında Ocak soğuğu yaşadığımız acayip bir senedeyiz..??

Belki de bu yüzden sabredemiyorum, küresel ısınma hikayesiyle sanki bahar daha da geç gelecekmiş gibi geliyor..

Artık bahar gelsin istiyorum… Kat kat giyinmemek, boğazda bir yürüyüş sonrasında açık havada simit yiyip çay içebilmek, yazın  gelmesine az kaldığını hissedebilmek istiyorum…

Sanırım 15 mart gecesi ancak kazak + battaniye ile cam açık oturabildiğim için bu yazıyı yazdım ( tamam itiraf ediyorum çabuk üşürümm :) )

Çok uzatmadan Sezen Aksu’nun çok sevdiğim bir parçasıyla yazımı bitirmek istiyorum.

Bilmeyeniniz için şarkının adı ” şen şarkı ” …

Herkese iyi geceler ve tez baharlar !!

Şen Şarkı
Söz/Müzik: Sezen Aksu

Aşkım günaydın de yeni güne
Yay gibi gerginsin çözül biraz
Bitmez dünyanın derdi ertele
Kurulmanın hiç bir faydası yok, relax

Bırak güneş ısıtsın içini
Bak baharlar açmış beyaz beyaz
Öyle olmasa da sen öyle farzet
Bakarsın umduğundan iyi geçer yaz

Sıkıldım sıkıldım uçmak istiyorum
Yalınayak yere basmak istiyorum
Ne eksiğimiz var çiçekten böcekten
Tabiat misali coşmak istiyorum

Sıkıldım sıkıldım kaçmak istiyorum
Yalınayak yere basmak istiyorum
Ne eksiğimiz var çiçekten böcekten
Ben de onlar gibi coşmak istiyorum

Aşkım herşeyi yokuşa sürme
Olursa olur olmazsa olmaz bu şans
Herkesin durduğu yer dünyanın merkezi
Empati sempati yani tolerans

Bırak güneş ısıtsın içini
Bak baharlar açmış beyaz beyaz
Öyle olmasa da sen öyle farzet
Bakarsın umduğundan iyi geçer yaz

h1

WOMM…

Mart 12, 2007

Üzerinden fazla vakit geçmeden geçen hafta katılmış olduğum WOMM ( World of Mouth Marketing )  konferansı ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Womm – ağızdan ağıza pazarlama – kısaca ürün ya da hizmetinizi kullanan müşterilerinizin olumlu görüşlerini çevresiyle paylaşarak sizin için potansiyel müşteri yaratmalarıdır.

Benim bu konferanstan aldıklarıma ve paylaşmak istediklerime gelirsek;

1 – Pazarlama yöntemlerinin farklılaşması, çok hızlı gelişmesi ve mecraların çoğalması  nedeniyle bilgi yüklemesi yaşadığımız için bu yöntem bize hazır, kolay ve filtrelenmiş bilgi alımı – paylaşımı sağlıyor.. Ancak bu noktada bize ulaşan ya da müşterilerimize ulaştırılan bilgilerin kişilerin beklentiler ile uyuşması çok önemli ve bu nokta tam olarak netleştirilebilmiş değil…

2 – Olumsuz tecrübelerin ve memnuniyetsizliklerin olumlu tecrübelere oranla çok daha hızlı ve etkili bir şekilde yayıldığını unutmayıp klasik ” müşteri velinimetimizdir “ noktasını atlamamamız gerektiğini tekrar hatırlıyoruz…

3 – Klasik pazarlamanın savaş ve müşterilerimizin yenmemiz gereken düşmanlar olduğunu unutup, en hızlı ve en etkin pazarlama için onların en iyi arkadaşımız, en hızlı satışçılarımız ! olduklarını ve onları sevmeyi öğrenmemiz gerektiği…

4 – Ne olursa olsun bu yöntemin sadece ana pazarlama enstrümanlarımıza bir destekleyici ve katalizatör olduğunu unutmayıp; önceliğimizi en iyi ürünü geliştirmek, müşteri beklenitlerini en iyi şekilde karşılamak, kampanyalarımızı soru ve cevaplar üzerine kurgulamak ( ne istiyorum - ne aldım, bu ürün müşterime ne katacak vs.. ) ve amacımızın ” mutlu müşteri ” yaratmak olduğunu tekrar hatırlamamız gerektiği…

5 – İyi bir womm kampanyası için yapılması gerekenleri özetlemek gerekirse ; müşterilere  üzerinde konuşabilecekleri güzel bir hikaye yaratmak, müşteri hizmeti, memnuniyeti ve güvenini arttırmak,mümkünse ( en etkili yol )  ürünü ya da hizmeti satın almış olan mevcut müşterilerle potansiyel müşterileri bir araya getirecek event’ler düzenlemek… 

6 – Bu arada Womm kampanyalarının en iyi kullanılabileceği sektörler; yiyecek – içecek, turizm ve giyim. Kullanılmaması gereken sektörler ise bankacılık, sigorta vb.. kişisel hizmetler…çünkü burada beklentiler farklılaşıyor!

Son olarak eklemek istediğim ağızdan ağıza pazarlamanın doğru medya uygulamaları ve pazarlama stratejileri ile birleştirilmesi ve hayata geçirilmesi durumunda kesinlikle çok hızlı etki yaratabileceği..

Umarım kısa da olsa içeriği özetleyebilmişimdir…

Herkese iyi geceler…

* Katılımcılar ve konferansla ilgili daha detaylı bilgilere WOMM’dan ulaşabilirsiniz.

h1

shake it up şekerim…

Mart 11, 2007

Hızımı alamadan 2. yazıma geçmek istedim.

Bakıyorum da son 1 haftadır ortalık Kenan Doğulu, Eurovizyon ve “Shake it up şekerim”den geçilmiyor.

Öncelikle Kenan Doğulu’nun ve müziğinin fan’i olmasamda sevdiğimi belirtmek istedim, bu yazının amacı kesinlikle onu karalamak değil ancak bu kadar gündemde bir konu varken ben de bulaşmadan duramadım :)

Kenan’a bakıyorum kariyerini yoka sayıp ( Athena iyi dereceye giremeyince yurtiçindeki kariyerleri nasıl etkilenmişti.. ) ” bu benim çocukluk rüyamdı “diyor . 35 yaşına gelmiş olmasına rağmen çikolata kağıdı gibi duran dore ceketi ve uyumlu ! ayakkabılarıyla kendini olaya bayağı kaptırmış durumda ” bu benim için çok büyük bir onur “ diyor.

Vatan, millet, herkes başka derdimiz yokmuş ve müzik otoritesiymiş  gibi “beğendim, beğenmedim ” yorumları yapıyor..

Bunları hepsi bana çok komik ve gereksiz geliyor..

Çünkü ingilizce olduğu iddia edilen ama içinde ” needing ” gibi ingilizce olmayan kelimeler içeren ve çakkıdı + türkü karışımı aranjmanı olan bir şarkı tartışılıyor..

Ana haber bültenleri, gazeteler, bloglar, youtube vs.. her yer olaya kilitlenmiş durumda. 

 Ne için ?

Bu Eurovizyon hadisesinin bu kadar ciddiye alınmasını senelerdir bir türlü anlayamıyorum..

Acaba 4 sene önce Sertap 1.olmasaydı da aynı heyecanı ve coşkuyu yaşayıp bu kadar önem verirmiydik millet olarak ?

Sertap’ın 1. olması bize ne kattı ?

Sanırım işin temelinde globalleşme, batılılaşma hatta en önemlisi avrupalılaşma isteği yatıyor..Halbuki Batı’nın unutmuş olduğu bir olaya bu kadar önem vermektense başka konulara yoğunlaşıp bu isteğimizi belki çok daha hızlı gerçekleştirebiliriz.

Son olarak benim yorumum…

Bence şarkı dereceye girse de girmese de farketmez..

Çünküüü bu bizi bir arpa boyu uzatmaz…

h1

merhaba..

Mart 11, 2007

öncelikle merhaba..

evet sonunda benim de bir blogum oldu..

nedenlerine gelirsek öncelikle çok sıkı bir blogcu olan yakın bir iş arkadaşım nedeniyle..

ikinci olarak geçen hafta katıldığım bir konferans nedeniyle, biraz karmaşık biliyorum :)

son ama en önemli neden olarak da yazmanın iyi geleceği düşüncesiyle..

aileniz, iş ve özel arkadaşlarınız hatta sevgiliniz olsa dahi mutlaka dile değil ama yazıya dökebileceğiniz düşünceleriniz, hisleriniz vardır.. işte benim en önemli yazma sebebim bu.

belki de bu alanda kendimi daha rahat ve istediğim gibi ifade etme özgürlüğüm olması..

yargılanmadan, acaba doğru kelime ve cümleleri kuruyormuyum diye düşünmeden..

son olarak kendime hoşbulduk ve okuyanlara görüşmek üzere diyorum..